24 Şubat 2010 Çarşamba

6 pack



-Tiplerden biri en fazla 21-22 yaşlarında, saç hafif uzun bandana takmış , henüz bi egzersiz yaptığını görmedim, işi gücü kaslı bir hocanın kuyruğunda dolaşıp etrafa clark çekmek. Arada bir de bu spor hocasının kaslarını elliyor. Yavrucum gay diilsin onu anladım da , niye başkasının vücudundan nemalanıyosun ki, sen de çalış , baban o kadar para vermiş, ben 8 taksit yaptırcam diye göbeeem çatladı , hergün gidiyom kar etmek için

- Spor merkezi Kipa alışveriş merkezinin üst katı, garaja giriyorum parkediyorum. Bu tipler genelde 3 kişi geliyorlar, yaşları 20 ile 24 arasında değişiyor belli ki öğrenciler. Altlarında son model beyaz neon farlı Audi veya BMW ler. Hepsi de birbirinin aynı, sivilce problemi yaşıyorlar, saç sakal karışmış, nedense kafatasları balkabağı gibi. Yavrucum yaşın kaç başın kaç nedir bu salmışlık? Çok mu ders çalışıosun traş olamıyosun nedir? Acaip çirkinsin farkında mısın, ha para sende o başka. Ben hatun olsam ııhh imkansiz yani anlıo musun?

- Spor merkezi dimi burası ablacım, e peki o makyaj nedir, saçlar fönlü, gözler fıldır fıldır?
Iki mekik çek bi pedal çevir sadece makyajla saçla olmuyo bu işler, yada ben sana 3-5 problem veriiim sen çözedir onları , beyin jimnastiği.

- Hakikaten şu son zamanlarda tanık olduğum örneklerden bahsetmeden geçemicem, nedir abicim bu doktorların pis ağzı? Benim de sülalem doktor, benimkiler de küfreder de abicim soyunma odası sizin hastane odanız değil ki?
Küçük harfler küçük, insan yicek bunları, az saygı

- Personel hoş çocuklar, cıvıl cıvıl , güzel, yakışıklı, ilgili;
"Uykusuz bey nasıl gidiyor"
E görmüomusun çocuuum dil dışarı çıkmış, debeleniyoz şurda.
"Bence gayet iyisiniz, hiç de yaşlı diilsiniz"
hımm sen du  bakalım yavrucum orda, nüfus cüzdanı dimi?

- 40 yaş üstü kesim var bi de, üst taraf iyi ama alt taraf ııııh. Bunlar hep birbirlerini kesiyor, "benim 6packim seninkini döver olm" bakışları . Babacım neyi kıskanıyosun, kafanda tek tel saç kalmamış, tren yayları oluşmuş gözlerinin yanında, fit ol sağlıklı yaşa daha ne istiyosun.

- Kızıl bi hatun, 25 li yaşlarda, boy 1.80 falan , altında bi boksör şortu üstünde boksör atleti. Ben o popoyu Brezilyada görmedim namıssızım, dehşet bi hatun. 20 dakika koşu bandına girdim, hatun 20 dakika boyunca 10 ar kiloluk dambıllarla pazu yaptı. Çaktırmadan salonu dikizliyorum arada, bütün gözler hanfendide, benim pazularımın 3 katı yalan diil. Bir dahaki buluşmamızı iple çekiyom :))

- Dövme güzel bişidir, dövme bir anlayıştır, bir anlamdır, özeldir, e o zaman ne b.kuma oranızı buranızı açıyosunuz? Ben hep çekinmişimdir, aman gözükmesin aman dikkat çekmesin, o yüzden omzumdaki baya yukarıdadır, sırtımdaki de t-shirt giyince katiyen gözükmez. Bu amcamların kıçları donar kışın bile t-shirtle gezerler. Bakıyorum özel bişi de diil yani aç sayfaları mutlaka vardır o defterde (dövme defteri). Madem yazı yazdırcan neden Çince?
ha Uygurca mı, peki pardon.

-Güzel şeyler olmuyo mu , tabiiki de oluyor;
"beyefendi bar çarpmasın biraz müsade edebilir misiniz"
ciğerimi ye sen benim, nezaket, kültür.

- En düzgün çalışanlar hatunlar, hepsini tebrik ederim, gayet ciddi, disiplinli.

Durun bakalım , şu ritme bir gireyim sırada performans çalışması ve pilates var daha neler çıkarr neler.

dipnot: Resim mi? benim 6 pack ten anladığım biradır yavrucum,

B.kuyla kavga eden adam UyksZ

22 Şubat 2010 Pazartesi

Dilek-şart kipi



Sokak lambaları laternaya eşlik eden ateş böcekleri,
Bacaklarımızı nehre sarkıtmış, St. Michel altında oturuyor olsak,
Seni sevdiğimi ağzımdan kaçırıversem,
ve Notre Dame buna şahit olsa

UyksZ

19 Şubat 2010 Cuma

HE-MAN

Projeleri biiir bir gerçekleştirmeye başlıyorum,
Bugün itibariyle kendimi spora adıyorum. Kaydımı yaptırdım , ilk gün hafif bir idmanla başladım.
Kulaklıklarımı takıp yürüme bandının ritmine bıraktım kendimi. Karşımda İzmir körfezi, kulaklarımda Sade pek güzeldi.
Çıkışta bir mutluyum bir mutluyum 2 arkadaşımı aradım "sesin değişmiş" dediler, allahhh dedim bu gazla ben 80 günde devrialem yaparım.
Bi sonraki hedefim dans. En kısa zamanda benim elemanın dans okuluna başlıcam Bornovada. Mekanlar ters ama napalım gencim ya,  bi koşu gider gelirim.

Bunlar da resimler efenim, reklam yapalım .Gymstick, aikido, spinning, step, aerobik, plates, yoga, modern dans, latin dans, oryantal, boks, taebo, killer abs, body pump, legs and hips, pilago vs.

Soul Kitchen Trio


Sahipleri geri dönene kadar göz kulak olacağımıza söz verdik. O zaman buyrun buradan okuyun bakalım

18 Şubat 2010 Perşembe

Hayattan zevk almanın iksiri






Mutlaka biliyorsunuzdur ve milyon kere yayınlanmıştır bloglarda. Son günlerde o kadar karamsar yazılar okuyorum ki alınmaca gücenmece yok bıkkıntı geldi. Tabii ister istemez insanı etkiliyor , o yüzden ben de ilk 2 cümleden sonra okumuyorum :)
Neden hayattan zevk almayı denemiyorsun kuzum? Her yaşanmışlığın bir şekilde sana değer kattığını, kulağa kiraz küpe taktığını düşünmüyosun hımm?

Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama

Yarım saat erkene kurulsun saatin

Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin..

Penceri aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin

Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin

Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin

Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart

Çek kızarmış ekmek kokusunu içine

Bak güzelim kahvaltının keyfine..

Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis, önce sana güzel gelsin aynadaki siluetin

Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana gülümse, aydınlık bir gün dile

Sonra koş git işine, dünden, önceki günden, hatta daha da eskiden yarım ne kadar işin varsa hepsini tamamla, ohhh şöyle bir hafifle

Bir güzel kahve ısmarla kendine, seni mutlu eden sesi duymak için alo de

Hiç işin olmasada öğle üzeri dışarı çık

Yağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın, hatta üşü hava soğuksa

Yürü, yürürken sağa sola bak, öylesine değil, görerek bak

Çiçek görürsen kokla, köpek görürsen okşa, çocuk görürsen yanağından makas al..

Sonra, şöyle bir düşün, kimler sana yol açtı, sen çok darda iken kimler seni ferahlattı,

hani kapını kimsenin çalmadığı günlerde kimler kapını tıklattı?

Ne kadar uzun zamandır aramadın onları değil mi?

Hadi hemen uğrayabilirsen uğra, arayabilirsen ara

Hatırlarını sor, öyle laf olsun diye değil, kucaklar gibi sor..

Bu sadece onların değil, senin de yüreğini ısıtacak, yüzünde güller açtıracak..

Günün güzeldi değil mi? Akşamın da güzel olsun..

Yemeğin ne olursa olsun, masanda illaki kumaş örtü olsun..

Saklama tabakları, bardakları misafire

Sizden ala misafir mi var bu dünyada

Ailecek kurulun sofraya, öyle acele acele değil, vazife yapar gibi hiç değil, şöyle keyife keyif katar gibi, lezzete lezzet katar gibi, eksik bıraktıklarını tamamlar gibi tadına var akşamının..

Gece evinde, dostların olsun

Sohbet mezen, kahkahan içkin olsun..

Arkadaşım, hayat bu daha ne olsun?

Ama en önce ve illaki sağlık olsun!


Can Yücel

17 Şubat 2010 Çarşamba

Hayat


C'est la vie , koştur dur!
Yolda tökezliyor bazen düşeyazıyoruz,
Bazısı ayak uyduramıyor, çöküyor yolun ortasına, hangi yol - yol nedir?
Diğerleri sürü hayat katarında,

Pahalı işlere,
Yabancı diyarlara,
Yeni aşklara,
Sonunda bir avuç toprağa,
Hepimiz göçebeyiz aslında

UyksZ

15 Şubat 2010 Pazartesi

14 Şubat

Hayır hayır ben malum günden bahsetmicem, umurumda da diil açıkçası, her günümüz valentines olsun .
Meteoroloji sitelerine göre tek uygun gün 14 Şubat Pazardı. Havalar o kadar garip gidiyor ki, bir Lodos bir Poyraz, durmadan yağmur fırtına, mecburen elimiz kolumuz bağlanıyor eve hapsoluyoruz.
***
Heyecandan hiç uyuyamadım, uykusuz balığa çıkmayı sevmem. Sabah 7 de Aliağadaydık, kaptanımızı da alarak vira Bismillah dedik.
Barajın sularını açmışlar, sular açık denize ulaşmıştı. Üstte tatlı su altta tuzlu su, müthiş bir akıntı.
Balıkları da aptallaştırmış olacak ki sabah suyunda doğru dürüst birşey yakalayamadık, iri gelen tek şey kaptanımıza kısmet olan yavru köpekbalığı idi, itina ile iğneden çıkarılıp denize geri salındı.

Akşam suyu deniz ana kısmetimizi verdi. Çok kaliteli balık yoktu ama ruhum dinlendi, martıları dinledim, tavşanları seyrettim (tavşanadası) , resim çektim ...

12 Şubat 2010 Cuma

Father and Son

 
Duşumu aldım, cicilerimi giydim, makyajımı yaptım, çantamı hazırladım, potinlerimi ayaklarıma geçirdim, usul usul merdivenlerden aşağı indim. 
Demir kapının dilini yavaşça çekerek dışarı adımımı attım, (budur!)
Kafasında kasket, elinde gazete, meymenetsiz bir surat, garaj kapısını açmış tam arabanın önünde dikiliyor!!!

- Annen söyledi,
- hıhı,
- Sıkıyosa bi daha yap,
- Seviom
- Severim ben seni sonra bol bol.

Bir daha içkili araba kullanmıcam Bir daha içkili araba kullanmıcam Bir daha içkili araba kullanmıcam Bir daha içkili araba kullanmıcam Bir daha içkili araba kullanmıcam Bir daha içkili araba kullanmıcam Bir daha içkili araba kullanmıcam Bir daha içkili araba kullanmıcam Bir daha içkili araba kullanmıcam Bir daha içkili araba kullanmıcam Bir daha içkili araba kullanmıcam Bir daha içkili araba kullanmıcam Bir daha içkili araba kullanmıcam Bir daha içkili araba kullanmıcam Bir daha içkili araba kullanmıcam  Bir daha içkili araba kullanmıcam Bir daha içkili araba kullanmıcam Bir daha içkili araba kullanmıcam  Bir daha içkili araba kullanmıcam Bir daha içkili araba kullanmıcam Bir daha içkili araba kullanmıcam  Bir daha içkili araba kullanmıcam Bir daha içkili araba kullanmıcam Bir daha içkili araba kullanmıcam  

10 Şubat 2010 Çarşamba

Varolmanın dayanılmaz hafifliği


Hiç geceden sabaha uyumadığınız oldu mu? Körü körüne oturulan üniversite gençliği sabahlarından bahsetmiyorum, yaşamın dört bir yanınızda kıpır kıpır, doludizgin varolduğuna tanık oldunuz mu, yada hiç farkına vardınız mı? Yoksa yaşam sizin ekseninizde mi dönüyor?
Yoğunlukla kışın  olmak üzere kıyıdan balığa çıkarım. Tatlı bir telaşla başlar herşey , Cuma günü mesainin bitmesini iple çekerim. Uyku tulumum, çadırım, çaydanlığım, lüx ışığım, odunları tutuşturacak çıra, kamp sandalyeleri, yağmurluk, yiyecek, bir şişe kanyak, oltalarım, abim ben ve Murat abi.
Tam 175 km uzağa başlar yolculuk, Akbük Kazıklı koyu.  Sökeye varmadan Sazlıcada bir kahvehaneye girer çayımızı içerken, avlağa bizden başka kimsenin gitmemiş olmasını, ağ atmamış olmalarını ve deniz anadan iyi bir av vermesini dileriz. Tadına doyum olmayan sohbetler, takılmalarla geçer yolculuk.
Küçücük Kazıklı köyünün içinden geçip avlağa yaklaştıkça heyecan artar, ve deniz artık önünüzdedir. Yılan gibi kıvrılan , yağmur sularından delik deşik asfaltta ilerlerken oldukça yavaşlarım çünkü yemek aramaya çıkmış bir tilki görme olasılığınız çok yüksektir. Arabanın farlarından bir yıldırım hızıyla kaçar kürklü kuyruğunu sallayarak.
Toprak patikayı da aştık mı küçük tepeye varır arabayı park ederiz. Saat 22:00 olmuştur artık,önünüzde deniz, üstünüzde yıldızlar, binbir sesle dolu ormanın içindesiniz artık, korkmayın... hiçbirşey olmaz, balık çiftliğinin köpekleri kokunuzu tanır sizi korurlar.

 
 

Malzemeler indirilir, sandalyeler açılır , oltalar denize kavuşur, ateş yakılır, çay fokurdamaya başlar,



Ruhunuzu dinlendirmeye gelmiştir sıra, kamışlara zil takılır ve sıcak çayınızı içerken kamışların ucunu izlersiniz. Genellikle çok konuşmayız, herkes mutludur. Doğaya ayak uydurmaya, gizemli ama oldukça canlı melodisine bırakırsanız kendinizi, sesleri duyarsınız. Etrafınızda binlerce yaşam uçuşur gecenin ıssızlığında.
Şanslıysanız bulut yoktur ay ve yıldızlar sizi aydınlatır, pusulanız olur, muhteşem güzelliğinde kaybolmazsınız korkmayın...



Bazen bir şapırtı kopar, afili bir levrek avını koşturur, bir sübye ayağınızın dibine kadar gelir bir kabuklu bulmayı ümit eder, renkleri o kadar güzeldir ki. Ya da  bir çıtırtı olur tam arkanızda, korkmayın meraklı bir domuz yavrusudur, bişi yapmaz, yavaş yavaş sabah olur,

 
 


Bazen yağmur yağar saatlerce, simsiyah bir çaydanlıktan sımsıcak bir bardak çay içer kurursunuz ne olmuş, yağmurdan kaçan bir sincap görürsünüz belki,


Rastgelirse deniz ana kısmetinizi verir , vermezse,  dedik ya kısmet , yaşamın ahengine&güzelliğine tanıklık etmişsinizdir , dünya sizin ekseninizde dönmemektedir.

 

 dipnot: Tüm fotoğraflar tarafımdan çekilmiştir . Şarkı için Mademoiselle'e teşekkürü borç bilirim

09 Şubat 2010 Salı

Çöküş - Neden Tehlikeli şarkılar 4. bölüm




Şeytani 4lünün en tehlikelisi, pek severim kendisini, itiraf ediyorum selfrighteousuicideme yahoo nicki bendim ;)

O gün çok sıkıntılıydım, göğsüm parçalanacak gibiydi. Tam olarak hangi gün olduğunu hatırlamıyorum, hafta içi miydi hafta sonu muydu, sanırım Cumaydı.
İşten çıkmıştık, hiçbirşey yapasım yoktu. Peripeti en sevdiğimiz yerdi, oraya bile gidesim yoktu. Zülü bırakmak istemedi, ona gidelim dedik.
O zamanlar Mecidiyeköy profilonun arkasında oturuyordu. Önce Profilodan çerez vs 1-2 bira aldı.
Artık dayanacak gücüm kalmamıştı, markette deli gibiydim. Lanet olası sıkıntı bir türlü geçmiyordu. Göğsümü parçalamak istiyordum, sanki içimde bir ejderha vardı ve durmadan alevlerini püskürtüyordu.
***
Eve gittik, Zülü çerez pek sever, dolabında hep bulunur. O kadar da güzel karıştırır ki onları, üzümü, kaysısı, fındığı, kavanozlara koyar, birayla da harika olur. Öyle başladık, çok ta bişi içmedim 1 bilemedin 2 bira. 
***
Defol git artık, çık içimden gittt.... 
Start-Run-Notepad [ENTER]
"Zülücüm, tüm şifrelerimi yazıyorum, iş ile ilgilli herşeyi şu klasörde bulabilirsin.
Alt dudağından öperim *" [SAVE]
Şimdi bunu boota (makinanın açılması) yerleştireyim . Hardware şifremi de kırayım, direk ekrana gelir.
"Sülücüm ben biraz dolaşmak istiyorum, makinayı  sen getirirsin taşımayayım şimdi".
***
Eve nasıl gittiğimi hatırlamıyorum, şeytani 4lünün en güzeli bangır bangır kulaklarımı dolduruyor eve ulaşmak için bastıkça basıyordum. Bolca küfür yemişimdir Büyükdere caddesinde. 
Eve vardım, banyoya girdim, fayanslara yaslandım, hiç tereddüt etmedim, jileti elime aldım...
***
Ne kadar süre geçti hatırlamıyorum kapı zili hiç susmuyordu, istifimi bozmadım. Kapının çatırdığını duyabiliyordum, kendime geldim, rezil olurdum, bitmişti, rahat bırakmayacaklardı .
Kapıyı araladım, Zülüyle kapıcı mevki almışlar son bir kere yüklenmek üzerelerdi. Aralayarak Zülüyü  koludnan içeri çektim. 
Dehşet içindeydi, Banyodan kapıya kadar heryer kırmızıydı. 
Utanıyordum, yapacak birşey yoktu. İki bileğimi de baya bi doğramış ama damarları kesememiştim. Hala beni durduran bir güç olduğuna inanırım, bilemiyorum.
Zülü birşeylerin ters gittiğini anlamış olmalı, makinayı açtı mı hala bilmiyorum hiç sormadım.
Figeni aradı. Figen de babamı aramış. 
***
Ertesi sabah, gözlerimi araladım, tanıdık iki yüz, 
amcam gülümseyerek; " çorba yaptım yavrucum sana " diyerek saçlarımı okşuyordu.
Babam gülümsemeye çalışıyordu ama yıkıldığını görebiliyordum. Yer yarılsın içine gireyim diye birşey yok, onunla tarif edilemez, hafif kalır.
Bileklerim temizlendi, uyudum. 
***
Haftasonu bitti işe gittim, olay 3-4 kişi arasında duyuldu. Benim şirketim Türkiyenin en zeki, en güzel insanlarının çalıştığı bir yerdi eskiden. Araştırmalar yapılmış, doktor bulunmuş randevu alınmıştı bile. Kimse duymadı başka. 
***
İlk başlarda kesik kesik, inkarlı, kavgalı seanslarım oldu. Bir süre sonra Manik depresyon  teşhisi konuldu. 2006 yılına kadar piyasada çıkan her türlü ilacı denedim. Uzun süre lithium kullandım, işe yaramadı, arada bir sürü ilaç kullandım, 3 yıl sonra tekrar lithium a döndüm, zehirlendim, Çapa'dan kan örneği alıp Amerikaya göndermek istediler, sonra ödenek sağlanamadığını öğrendim, ayrıntısına girmiyorum.
Çok araştırdım, internette ilk kez yayınlanan paper ları bile takip ediyordum, birçok yurtdışı gruba, kliniğe üye oldum. Çok okudum, karşılaştırdım, gözledim. Tabii bu kolay olmadı, uzun süre inkar ettim (buraya dikkat).
Koyulan teşhis bipolar, rapid cycler idi, kitaba göre bir insan 12  ay içinde 4 kere duygudurumu değişikliği veya atak yaşıyor ise "rapidcycler" kategorisine giriyor. Bu depresif, manik, hipomania veya karışık olabiliyor, dondurma gibi :) . Malesef benim durumum dakikalarla bile değişiyordu. 
5 yıl tedavi gördüm, hiçbir ilerleme olmadı, hiçbir ilaç işe yaramadı. Manik depresif olmadığımı çoktan anlamıştım. Uymuyordu, arada hipomani oluyordu ama herkes arada bir mutlu olur dimi?  ve bir daha hiç manik bir atak yaşamadım, oysa olması gerekirdi?
Manik depresif değildim. Başka bir doktora daha gittim, 2 doktorum da aynı üniversitedendi, toplandılar değerlendirdiler. 
İkinci doktorum birgün birşey farketti (komiktir bu çok) . Gecede 8-10 kupa kahve içerdim, rahat rahat uyurdum sonra mışıl mışıl. Birden ışıklar parladı adamda "Sakın sen ADD** olmayasın?"
Tekrar yeni bir ilaç yeni tedavi, bu sefer amfetamin almaya başladım, HÖNK!!! , yıllarca sen tam tersi bi tedavi gör , şimdi de uyarıcı , peki.
İlaç kırmızı reçete heryerde yok, Nişantaşından alıyorum, almadan önce bir de doktoru arıyorlar, hani şu kamyoncuların uyumamak için aldıkları ilaç var ya Ritalin, o.
O da işe yaramadı.
Sonuçta hastaneye yatırılmam ve yeni farmakolojik ilaçları denemem önerildi, tabii ki reddettim. 
Bu arada evlendim, boşandım, bu halde bir evlilik yürütmek mümün değildi. Bir süre sonra tekrar evlendim, herşeyi bıraktım İzmire göçtüm.
2006 dan beri ilaç kullanmıyorum, işimde başarılıyım, 4 senedir evliyim, balık avlamayı , doğayı , hayvanları seviyorum. 
***
Birgün bi de baktım ki, tehlikeli şarkılara başlamışım, bloguma koyuyorum, vardır bi sebebi dedim. Sonuçta evlilik durumumu biliyorsunuz, kısmet, yanlış kararlar, yanlış zamanlar. Belki de birşeyler tetiklemiştir?
En önemlisi nedir biliyormusunuz?  
FARKINDA OLMAK
farkındayım, kendimi tanıyorum, acil durumlar için her ihtimale karşı hala Rivotril bulunduruyorum, ama mücadele etmeden asla.O zamandan bu zaman bir tek bu son ayrılık sürecinde evde kavga etmemek için 3 kere kullandım.
Bazen bloglara bakıyorum, karanlık, depresif, melankolik... okuduklarımdan anlıyorum , kolayca tanıyorum sahiplerini. 
Ben ekstrem bir örneğim, ben yapabiliyorsam siz 100 kere yapabilirsiniz. Yardım alın, kendinizi tanıyın, durumunuzu bilen birileri mutlaka olsun, araştırın, yalayıp yutun, mücadele edin ve farkında olmayı öğrenin. 
Tehlikeli şarkılardan da uzak durun.

dipnot: resim deviantart tan linklenmiştir, Ivyblue resme Chop Suey adını vermiştir ve harika bi kompozisyondur.
 
* Alt dudağından öperim: Dedim ya Zülü koca dudaklı bir devdir, aramızda bir sevgi gösterisidir bu.
** ADD : Attention deficid hiperactivity disorder
*** ChopSuey: Çin yemeğidir. Trafik kazasında hayatını kaybeden ve şarkıya ilham veren kızın en sevdiği yemektir. Ivyblue resme Chop Suey adını vermiştir ve harika bi kompozisyondur.


08 Şubat 2010 Pazartesi

Ciciler



Lilith in tavsiyesi üzerine geçen hafta birkaç kitap sipariş etmiştim. Bi de son zamanlarda müzik dinleme olayına yeniden bi başladım. Yeni şeyler öğreniyor dinniyorum sayenizde. Ben geri kafallı ve tutucuyumdur , bildiğimi sevdiğimi dinnerim sadece. İşte bunu değiştiriyorum yavaş yavaş.
Herneyse güzel bi kulaklık alayım dedim, bayıldım parayı Sennhesiser CX300 aldım, kıymetlimissss.
Sonra da şımarıklık yapiim resmini çekiim dedim, nedense bugün pek bi mutluyum, hatta hipomani var bile diyebiliriz biraz :))), güzel böle

bu da günün şarkısı

Sona Doğru - Neden Tehlikeli şarkılar 3. Bölüm





Şeytani 4lünün üçüncüsü yukarıda, sert gelirse dinlemeyiniz. Farkındaysanız bir sırayla gidiyorum, sona yaklaşıyoruz, dolayısı ile şarkının tehlike seviyesi artıyor. Bu arada hala felaket hastayım 3 gündür yatıyorum ve gene uyuyamıyorum.

Depresyonla tanışmam uzun sürmedi. Hayır, gene uyumuyordum, enerjimde hiç eksilme yoktu, hala har vurup harman savuruyordum ama hiçbirşey yapasın gelmiyordu, çok çabuk sıkılıyordum, cinsel aktivite 0 derecesinin altındaydı.
 Müthiş bir üzüntü içindeydim. Yaptıklarımdan dolayı kendime kızmanın yanında bir de inanılmaz bir utanç duyuyordum. Herkesten kaçtım, bütün ilişki kurduğum insanlardan, bir tek Zülü hep yanımdaydı. Biri daha vardı ama onu anlatmak istemiyorum, çünkü o da yataktan geçenlerdendi, beni hiç bırakmadı hala yanımdadır.
***
 Hem enerjim vardı hem de hiçbirşey yapmak istemiyordum, bu nasıl birşey biliyor musunuz, biriniz sağ elinize buz gibi suyu dökerken bir diğeri sol elinize kaynar su döküyor. Her iki durumda da canınız yanıyor ama farklı şekilde.
***
Arada bir sıkıştırayım unutmuşum, şirkete girdikten tam bir sene sonra satışa terfi ettim. Depresyona girince bu işimi de etkiledi tabii. Çok önemli bir ayrıntı, satışa girince şirket bir araba verdi. Sıfır bir VW Bora, 16 cd çalarlı lacivert.
***
Artık işle hiç alakam yoktu, aklımda hep O vardı ve malesef o benden birkaç kat aşağıda çalışıyordu. Berbat bir durum, hayatınızın kadını 2. katta mecburen görüyorsunuz ama hiçbirşey yapamıyorsunuz, çünkü O artık başkasını seviyor, ve siz işi bu duruma getirenin kendiniz olduğunu biliyor ve kendinizden nefret ederek yaşamaya çalışıyorsunuz.
Çok fazla yemiyordum zaten hiçbirşeyin tadı yoktu, bazen Zülüyle takılıyor bazen de Kramerle modadaki sığınağımızda müzik yapıyorduk.
***
16 lı cd çalar, Bora, alkol, ben ve tehlikeli şarkılar. Beni sakinleştiren tek şey alkoldü. Bu tip durumda olanlar alkole yönelirler çünkü acıları dindiren tek şey odur. Alkolizm ayrı şey, alkolü farkında olmadan ilaç olarak kullanmak farklı bişeydir (bu sözüm sana, sen kim olduğunu biliyorsun)
Ve hız serüveni başladı. He akşam TEM'e çıkıyor gaza basabildiğim kadar basıyordum, benim derdim kendimleydi ama tabii bunu meydan okuma olarak algılayan kültür dağarcığı çok gelişmiş küçük beyinliler tutuşuyordu yarışa. Şeytani dörtlüyü 1 cd ye arka arkaya kaydetmiştim, loop şeklinde durmadan çalıyor, korkusuz bir şekilde en tehlikeli makasları yapıyor, sollanmayacak yerde solluyor aniden arıza şeridine girip ayağımı hiç çekmeden hızlandıkça hızlanıyordum. Bu bile göğsümdeki o sıkışmayı dindirmiyordu.
Tarif edeyim, hani yüksek bir yerden düşer gibi olursunuz, yada lunaparkta radara binersiniz de adrenalininiz artar ya , aynı duygu. Fakat bu bende inanılmaz bir seviyede idi, artık dayanamayıp göğsümü parçalamak istediğim zamanlar olmuştur. Yanlış anlaşılmasın, hızlı gitmekle alakası yok , normal yaşantımda da devamlı bu şekildeydim.
Şöyle anlatayım siz kafanızda canlandırın, bi süre sonra kiralama şirketi battı, devlet araçlarımıza el koydu ve açık artırmayla sattı. İnsanların arabaları 25-26 milyara satılırken benimki 17 ye zor alıcı buldu, tamponları bile yoktu. 
***
Son bölümde çöküşün sonunu anlatıcam ancak arada söylemeliyim. Sayısız seanslar, kavgalar, bırakıp gitmeler, inkarlardan sonra alkol+tehlikeli şarkılar+araba   üçlemesinin gizli intihar teşebbüsleri olduğu ortaya çıktı. Farketmedi ki,  tedavi sürecinden önce olduğu gibi sonrasında da tehlikeli şarkılara ve kendimle hesaplaşmaya  devam ettim.  
Üzerinden yıllar geçti ama ben acı gerçeği geçen gün farkettim,  yatağımda SOAD dinlerken ve tabii ki "neden tehlikeli şarkılar" ı yazmaya başladım.
Doğruydu, çünkü hepsini bilinçli yapıyordum, hiç sarhoş değildim, alkolle alakası yoktu.Bilinçli olarak ve isteyerek yapıyordum, hiç düşünmemişim yıllar sonra farkediyorum ve ürküyorum. 


07 Şubat 2010 Pazar

ey hafıza! kanıyor ne varsa süzdüğün... .../ J /... Welcome to my ship!


dostum, sırdaşım, ablam, can'ım 
ve sen biraderim                                                                                                                                            
olmadı bu                    
kadehimi sizlere kaldırıyorum ,  blogunaqsizebişiolmasın.                                                                                                                                

06 Şubat 2010 Cumartesi

Gelişme-Neden Tehlikeli Şarkılar 2. Bölüm



Canım deli gibi sigara içmek istiyor ama sonrasında dakikalarca öksürük nöbetine tutuluyorum, hastalık fena bişi, neyse biz devam edelim. Şeytani 4lünün ikincisi yukarıda, sert gelirse dinlemeyiniz, ama bütün bu hikayemiz " neden tehlikeli şarkılar?" üzerine, dolayısı ile önemli.
 ***
O sıralarda 99 depremi oldu, şirkete gittim hemen sonrasında Zülü de geldi, çok kimse yoktu. İnterneti açınca durumun vehametini anladık, o sırada nasıl oldu hatırlamıyorum finans direktörü bizi çağırdı. Cebimize 2-3 milyar falan koydu, doğru Eminönü. 2 saatte ben parayı harcamıştım bile. O gün 2 tane tır kalktı şirketten, herkes seferber oldu. Sonrasında Zülüyle Valiliğe başvurduk, bana bir otobüs dolusu erzak 30 kadar çevirmen zimmetleyerek Gölcüğe gönderdiler. Gölcük diye bişi kalmamış ki, otobüs ilerleyemiyor. Doğruca Deniz komutanlığına gittim, durum çok kötü gazino çökmüş (askeri liseden bir arkadaşım da orada vefat etmiş allah rahmet eylesin) , bir Tümamiral, selam verdim kendimi tanıttım, yardım istedim. Bize bir eskort verdi ve stadyuma sağ salim ulaştırdık herşeyi. 
O otobüs yolculuğunda tanıştığım İngilterede au-pair lik yapmış bir hemşire vardı, dost olduk, İstanbula dönünce de görüştük, hatta sonrasında Zülü onun tanıştırdığı ortak bir arkadaşımızla evlendi.
 Yavaş yavaş kendime güzel insanlardan oluşan bir dost çevresi kurmaya başlamıştım, kolay değil 27 yaşında herşeye 0 dan başlıyorsunuz. 
Ancak bir gariplik vardı. Hiç uyumuyor, devamlı çalışıyor, yıldırımlar gibi düşünüyor, feci bir küstahlıkla ortalıkta geziniyordum, işin garibi bu durum kızların çok hoşuna gidiyordu.
***
Birgün halı saha maçında ayağımı çatlattım. Evde oturamıyordum ki, ilk gün işe gittim, tam kapıdan girerken gördüm onu.  Sülü tanışmış bile (vay aşşoleşşek),  hiç vakit kaybetmeden işe koyuldum :)) . Dedim ya dünyada herşeyi hapabileceğine inanan, küstah, hiperaktif, her ortamda ilgiyi üstüne çekmeyi gayet kolay beceren biriydim, O da tabii tepkisiz kalamadı.
Ufak ufak yardımlar, havadan sudan problemlerle helpdeski aramalar , ayağı alçıda bir iş arkadaşını eve bırakmalar derken kısa sürede sevgili olduk.
Anormallik tüm hızıyla devam ediyordu, inanılmaz bir enerjiyle kaplıydım duramıyordum. Bir yandan Onunla çıkarken bir yandan bir sürü kızla birlikte oluyordum. Yabancı insanlar değillerdi, hepsi arkadaşlarımdı ama artık hepsi yatağımı da paylaşmaya başlamışlardı, tabii bunlardan Onun haberi yoktu.
 ***
Lütfen burada durup 2 dakika Mani Belirtileri başlığının altını okuyun

***
Durum giderek kötüleşmeye başladı, hiç uyumuyor, saçma sapan şeyler satın alıyor, bazen günde 3-4 kişiyle birlikte oluyor, kendimi Tanrı gibi hissediyordum. Bu şekilde belki 1 seneye yakın devam etti. 
İlişkimiz garip gidiyordu, normal gitmesi mümkün mü :) , Onu çok seviyordum hatta deli gibi  aşıktım ama nedense enerjimi bir türlü bastıramıyordum. Biranda canım sıkılıp  gecenin bir vakti uçağa atlayıp Ankaraya Arjantin caddesindeki bir bara gidebiliyordum ( Ankarayla hiç alakam yok bu arada, hangi bar diye sormayınız bir türlü hatırlayamadım) .
 Bu sorun yaratıyordu tabii, sonra tek bir kıskanç kadın  telefonuyla, hooop tekrar havaalanına dönüp fellik fellik bilet arayıp, İstanbula dönüyor, kapısında paspas olabilmek için herşeyi yapıyordum. Gel de sen bunu kızgın ve ksıkanç bir kadına anlat.
Anlatsan ne yazar kız haklı, neyi anlatıcan salak, yaptığın şeye baksana.
Ama malesef işte elde değil, kontrol edilebilecek birşey değil, yapamıyorsun , önüne geçemiyorsun.
Sonuçta birgün kıçıma tekmeyi bastı. Bunun hikayesini anlatmak istemiyorum, kırgüllerinde anlatmıştım zaten.

3. bölümde görüşmek üzere, evet gene uyuyamıyorum  saat 4:00 oldu anasını satiim

05 Şubat 2010 Cuma

Giriş- Neden tehlikeli şarkılar 1.Bölüm





Saat sabahın 5'i uyuyamadım , hastayım, öksürüyorum çokça ama bu baca gibi tütmeme engel olmuyor tabii. Bir süredir "tehlikeli şarkılar" başlığı altında bişilerden bahsediyorum ama nedir bunlar?
İnanın ben de bilmiyordum,  ta ki az önce yatağıma yatıp kulaklıkları kulağıma geçirip play düğmesine basana kadar, bilinçaltı.
Eski dostlarımı yüklemişim telefonuma geçen gün, ilk örnek yukarıda , sert gelebilir, isterseniz dinlemeyin. Neden yükledim ben de bilmiyorum, vardır bir sebebi, belki de silkin kendine gel!!! uyarısıdır.
Sanırım 4 konuda bitiricem, tabii böyle ilham gelip te yazmaya devam edebilirsem.
Herkesin olduğu gibi benim de bir geçmişim var, ilk blogumu en baştan yakalayanlar birazını biliyor, tabii sonra o blogu sildim, kapadım, ancak baktım ki yazmak iyi geliyor, e birkaç ta güzel insan arkadaş edinmişim, bırakmadılar peşimi geri döndüm blog dünyasına.
O zaman neden bu şarkılara geri dönmüşüm geçmişi hatırlayalım, belki ben de sorunun cevabını bulurum.
***
Hep ciddi, belli bir espri anlayışı olan, hayvanları seven, kurallara saygılı, melankolik, geceleri seven-uykudan pek hazetmeyen, değişik bir adam oldum.
99 da askerden geldim, yakından uzaktan alakam olmadığı halde dünyanın en büyük şirketlerinden birinde teknik adam olarak işe başladım. 8 yıllık ilişkim bitmiş sudan çıkmış balık gibiydim, üstüne üstlük, yıllarca dost bildiğim arkadaşlarımdan da büyük bir kazık yemiş evsiz kalmıştım. Sanırım Oyak Sitesindeki evi  kiraladığımda bütün maaşımı yatırmıştım, bir de taksitle yatak almıştım.
Kendimi işe verdim, hiç durmadan deli hızıyla çalışıyordum. Kalbim hala kırıktı ve ben eski sevgilim "S." yi düşünmeden bir dakika geçirmiyordum, askerliğimin bitmesine 1 hafta kala neden beni terketmişti?
***
Şirkette çok süper dostlar edindim, benim işe alınmamı sağlayan, bana o kazığı atan eski ev arkadaşlarımın da ev arkadaşı olan Serdardı .Oyak Sitesindeki evi bulan da eşiydi, minnetarım bana güvendiler ve kocaman 36 yaşında bir adam oldum şimdi. 

Bir süre çalıştıktan  ve iş arkadaşlarımın beynini "S."  diye bolca yedikten sonra benden saklanan bir başka gerçeği öğrendim. Meğer "S." benden önceki erkek arkadaşıyla nişanlanmış ( demek ki  kazık erkek veya bayan için farketmiyormuş dimi dostlarım hım?) ve bu gerçeği beni hiç tanımayan yeni iş arkadaşlarım bilerken ben salak salak "S." ye olan aşkımdan bahsedip kafalarını şişiriyormuşum.
Çöktüm, inanamadım ama hayat devam ediyordu. Kendimi işime verdim, zira hiçbirşey bilmediğim bir alandı.
Bir deli kuvveti gelmişti sanki, hiç durmadan aynı anda 7-8 iş yapıyor geç satlere kadar çalışıyordum. İyi de oluyordu mesai alıyordum ama tabii  cebinde kaç para olduğunu bilmeyen ve matematik-işletme konusunda en ufak bir fikri olmayan bir delikanlı olarak ay sonunu zor getiriyordum. 
Evden işe işten eve derken, ofisteki diğer çocuklardan biriyle kanımız ısındı hatta falzaca kaynadı diyebilirim. Nasıl oldu hatırlamıyorum, belki de ortak arkadaşımız Figen sayesindedir. Figeni de "S." nin okulundan tanıyordum.  Bu delikanlının adı da Süleyman, ben hep Zülü derim.
Zülü bu hikayede çok çok önemli, sakın unutmayın bu adı. Hayatımda kardeşten öte kalın dudaklı bir devdir O. 

Giriş için bu kadar yeterli sanırım, umarım 4 konuda bitirebilirim. Unutmayın hala neden tehlikeli şarkılar , oraya gelmiş değiliz, takip eder de okuma alçakgönüllüğünü gösterirseniz sonunda hepsi anlaşılacak.

dipnot: Tehlikeli şarkıların en şeytanları, muhteşem 4lü. İlki yukarıda, hepsi SOAD.  Umarım yaşadıklarım, umutsuzluğa kapılan, karanlık yazan , mutsuz melankolik, kendini bu dünyaya ait hissetmeyenlere yol gösterir. Kimbilir belki de bu konuyu açmamı tetikleyen , takip ettiğim bloglarda okuduklarımdır?

İyi uykular tatlı rüyalar

03 Şubat 2010 Çarşamba

Hiçbirşey O an Orada göründüğü gibi değildir




Bikaç zamandır, şarkılarla ne güzel oyalıyorum dimi?
Farkındayım da içimden bişi yazmak gelmiyor, ya da şarkılarla mı ifade etmeye çalışıyorum ? yoksa şarkılar duygudurumumun bir yansıması mıdır? , ikisi aynı şey diil aslında.
Herneyse, bir güncelleme gerekli.
Çarşamba gecesi İstanbula gittim, Perşembe 3 tane toplantı.
Dostlarımı gördüm,
Kafam bir dünya oldu ;)
Soul kitchen ı izledim portakallı draje tadında... Nevizadede buz gibi havada buz gibi rakı içtim, gece hiç ama hiç bitmesin istedim, hayatımda en mutlu olduğum anlardan birini daha hafızalarıma özenle kaydettim,
Bir dostu kaybettim, çok kırıldım ,biletimi değiştirdim İzmire döndüm, evimin güvenli kollarına bıraktım kendimi,
İş güç, toparlanması gereken bir bünye,
Birden İstanbula diş bilediğimi farkettim, mesafeler, olmazlar, değişen insanlar,

***
Daha fazla dayanamadım, bir süre beni düşüncelerimden kurtaracak bir çare, herzamanki yerime gittim,
Saat 7-8 gibi sarhoştum heralde, Şebnem ve İzzy yanımdaydı , biraverlerin biri gidip biri geldi,
telefon çaldı, çoktan özlemişim seni ,
SOAD , Anasstasia* , Güzelyalı, tekrar uyarıyorum Do Not Drink and Drive.
İzmir soğuk , ev daha soğuk , kahvemi yaptım, bilgisayarı açtım, kitabımı aldım
Lulu onlinedı, arkadaşça, hırlamadan,hırlatılmadan konuştuk kısa bir süre, böyle olmalı arkadaş kalınabilmeli.
Sabaka karşı 4 gibi bitirdim sanırım, 6. kitap oldu 1 ayda.

Söylemek istediğim şeyler var, söyleyemediğim


Anastasia* = arabam
dipnot: tamam, bir gay için Lüxemburgda yaşamak ne kadar zor onu anlatıyor ne olmuş, bence çok güzel müzik, ukalalık yapma.

02 Şubat 2010 Salı

Serap

 


Karanlıklardan sekip bi sokak lambası bulmak ,
Hayalden gerçeğe bi dönüş yapmak lazım

01 Şubat 2010 Pazartesi

Tehlikeli Şarkılar 3 - KadıN






Kadınlar için Sone

Ben güzel gözlü kadınları severim
Bir de küçük ayaklıları,uzun boyunluları
Hem nasıl severim,öyle severim işte
Terler avuçları,kesilir solukları

Ben mahzun kadınları severim
Yavru ceylanca kadınları,ürkekçe
Hem nasıl severim,öyle severim işte
Bilemezsiniz ne güzeldir,öpüştükçe

Ben akıllı kadınları severim
Düşünen,az konuşan çok bilen
Her yerde,her zaman nazı çekilen

Hem nasıl severim,öyle severim işte
İçimde büyük,sonsuz ateşler yanmalı
Ölümüm bile o kadın yüzünden olmalı.


ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN 


dipnot:  Yunanca veya şarkıyı biliyorsan ukalalık yapma, şiirle alakası olmadıını ben de biliyorum. Bilmiyosan sabırla dinle, gitar soloyu bekle, percusyonun sağ kulağından, alnının tam ortasına, oradan sol kulağına geçişini izle, aritmiği çözmeye çalış, hoşlanmadıysan da bişi kaybetmemişsindir,
kafan bi dünya olsun git bi duvara geçir

düzeltme: Unutmuşum dövmedeki ,  σ' αγαπώ