Hatırlarım, kahverengi ince süet bir montum vardı, çok severdim. Hiçbir zaman sıcağı seven bir adam olmadım,
bi gomlek , çok soğuksa ince bir kazak üstüne süet montum, kulaklarda walkman, aşk,
Rumelihisarından Bebeğe doğru, esen rüzgara inat asilik eder yürürdüm,
Bazen Aşiyan mezarlığı yanındaki yokuştan tırmanır, yarı yolda bin pişman olurdum.
Kantinden pepperoni alıp Manzaraya otururdum. Objektifi biraz daha çevirmeliydi deniz çok az görünüyor, en soldaki ağacın ordaki bankı tercih ederdim, duvara oturup ayağımı ağaca yaslardım.
Aklıma neler gelmezdi ki, Kennedy Lodgedaki o parti, erkek yurdunun arkasından havuza inen yolda beni çekip öpüşü, o geceki repertuar, bir sürü tanıdık yüz...
Yukarıdan da inmek mümkündü tabii, binlerce kez indim bu yoldan aptal aşık!
Sonraki yıllarda 1-2 mezuniyet gününe gittim, aynı tanıdık yüzler, çocukları, kırlaşmış saçlar, marka giysiler, büyümüş popolar,
Çok ta heyecanlanmadım yurdun arkasındaki yoldan tekrar geçerken, hatta o kadar yılımı harcadığım hatunun yüzünü bile hatırlamadım, ama pis öpmüştü ben de tabii saf, aşık, salak oğlan.
Düşünüyorum da, baya büyümüşüm, eşşek kadar olmuşum hatta, deri montum var, mp3 çaları kulağıma geçirip buz gibi karda yürürüm Rumelihisarından Bebeğe, belki olgunluktan duygularım garipleşmiştir, gene de aşık olma özlemi hissini bilirim.




8 yorum:
Her bisey yazicak oldugumda da once bu "de bakalim ne dicen"e kopup ciddiyetten acilen uzaklasiyorum be canim?! :)
Sana nostaljik postlar, anistirmalar, eski sarkilar, tozlu plaklar iyi geliyor. Bu tespiti winston da kendi blogunda yapmisti bir ara hatirliyorum...Simdi, nostaljiyle birlikte yeni kararlarin tam caprazinda, yeni asklarin daha da kiyisinda, umutlu olma halin var ya, o daha da guzel bileske olur :)
Ben de o yoldan geçerken hep üç kere kornaya basarım niye mi?.
"Delikanlı biri gece geç saatlerde aşiyan mezarlığının önünden geçerken, mezarlığın önündeki yıllanmış ağacın altında yere oturmuş ağlayan bir genç kız görür. çok şık bir kıyafetle aşiyanın önündeki dev ağacın altına çökmüştür kız. ve hıçkırıklarla ağlamaktadır. delikanlı yardım etmek düşüncesiyle yanına gider. kendini tanıtır. neden ağladığını sorar kıza. kızda yakın bir zamanda trafik kazası sonucunda tamda durdukları yolda arkadaşlarını kaybettiğini, ve üzüntüsünden ağladığını söyler.. delikanlı kızı sakinleştirir, ayazdan korunsun diye kendi ceketiyle kızı sarmalar ve sabaha kadar sohbet ederler. sabah gün ışırken kız artık evine gitmesi gerektiğini söyler. ve başka bir söz etmeden arkasını dönüp aşiyan yokuşuna tırmanmaya başlar. delikanlı onu izler ve evini öğrenir.. aradan günler geçer fakat delikanlı o kızın etkisinden kurtulamaz, o gece sabaha kadar sokak ortasında geçirilen zamanda, kıza âşık olduğunu fark edince daha ciddi ve resmi bir ilişki için kızla tekrar konuşmaya ve kızın ailesiyle tanışmaya karar verir. kızın evine gider. kızı sorar.. kızın annesi, sanırım bilmiyorsunuz kızım vefat etti deyince delikanlı çok şaşırır.. bir kaç gece önce yaşadıklarını anlatır.. evin hanımı onu dinlerken bayılır. evin beyi ile kendine getirirler kadını.. ayılırken imkansız diye bağırır kadın.. benim kızım öldü... delikanlı yaşadığına mı, anlatılana mı inanacağını şaşırmış durumda şok geçirir.. herkes biraz daha sakinleştiğinde baba anlatır..
kızım 2 yıl kadar önce arkadaşlarıyla eğlenmeye çıktığı gece eve dönerken, yolun aşağısında arkadaşlarıyla bir trafik kazası geçirdi der. 3 kişiydiler.. 3 de öldü.. delikanlı inanamaz. inatla geçen gece onunla tanıştım der.. üzerindeki kıyafeti tarif eder.. bu kıyafet kızın öldüğü gece üstünde bulunan kıyafettir. kızın resmini görür işte bu der.. anne ve baba ne dedilerse de delikanlıyı bir türlü ikna edemezler kızın 2 sene öncesi öldüğüne.. ve bunu delikanlıya ispatlamak için onu kızın mezarlığına götürmeye karar verirler.. ve mezara gittiklerinde hepsi yeni bir şokla sarsılır..
delikanlının ceketi kızın mezarının üstündedir... delikanlı arka arkaya yaşadığı duygusal gerilimlere, daha fazla dayanamaz. ve aklını kaybeder. hala aşiyan mezarlığı etrafında dolaşan bu genci (şimdilerde 40'lı yaşlarda)oralara dolaşmaya giden herkes görebilir. kızın annesi fenalaşır ve 1 hafta kadar sonra kalp krizinden ölür.. geride kalan baba (bir kaç ay önce babanın da öldüğünü duymuştum) ise yaşarken vasiyetimdir diye konu komşuya bir söz verdirir.. bu delikanlı ve kızımı oradan geçen herkes ansın.. aşklara ve inanılmaz sayılan olaylara herkes saygı duysun der. sevgili akrep nalan'ın söylediği aşiyan âşıkları şarkısına
hangi olay ilham oldu dersiniz?
bundan sebeptir ki,
1- belediye aşiyan mezarlığının önündeki o garip yolu bozamamış ve bu ağacı kesememiştir.
2- ve o ağacın altına aşıkların anısına bir bank koymuşladır..
3- ve ve yine bundan sebeptir ki;
yıllardır insanlar aşiyan mezarlığının önündeki dev ağacın oradan geçerken 3 kere kornaya basarlar... Âşıkların anısına, kendi aşklarının gerçekliğini kanıtlamak için ..."
Türk filmi senaryosunda bir şehir efsanesi olabilir belki ama ben her ordan geçişimde hem onlar için hem Orhan veli Kanık için üç kez kornaya basarım :))
Sevgiler,
İz.
Ya okumadığın kitaplar uzunluğunda bir post oldu kusura bakma :)
gayet güzel anlatmışsınız İzdüşümler hanımcım, artık çok kimse bilmiyor bu hikayeyi, aynen ben de hep 3 kere kornaya basarım ordan geçerken, ama Hisar-Bebek yönüne giderken tam çatal başladığı anda.
Şimdi kalkıp gidesim geldi yine iyimi:) insanın aşık olup deliresi gelir ordan geçerken...
bende ne zaman okullarımın önünden geçsem hep zamana yolculuk ederim, sanırım kaçınılmaz bu. bi anda içinde bulunduğun zamandan çıkıpta geçmişe güzel günlere gitmek insanın yüzünde aptalımsı bi tebessüm oluştururya işte o herşeye değer o dakikalarda :)
bu arada yanlış bi algılama olmasın ben İÜ mezunuyum ama hiç gitmedim gibi bişidir, bütün erkek yurtlarında kalmışımdır, kız yurtlarını saymıormmmm :))
ah ulen şimdi İstanbulda olmak vardı
aşkımı yaşadığım yerlerin sonra ben hiç yokmuşum gibi davranmasını çekemiyorum ben. tamam dili olsa da konuşmasa ama bi bişeyler yapsa..
benim yüzümde bazen hafif bir gülümseme beliriveriyor, iyi de oluyor be
Yorum Gönder