O yıllarda Seyrantepe Oyak sitesinde oturuyordum. Şiddetli bir sarsıntıyla uyandım, dolap üstüme düşüyordu, ani bir refleksle bacaklarımı kaldırdım ve dolabı tuttum.
Şortla dışarı fırladım hatırladığım kadarıyla, herkes sokaktaydı, anlamaya çalışıyorduk, 1-2 sigara içtim, üşüdüm eve gidip yattım.
Ev şirkete yakın, sabah herzamanki gibi işime gittim, şirkette kimse yok. Hemen interneti açtım ve facianın boyutunu gördüm. Sülü de şirkete gelmişti, hemen yönetim katına-19. kat- çıktık. Finans müdürümüz şirkete gelmişti, konuştuk. Tam bu sırada bir kere daha salladı, çevremizdeki plazaların sarkaç gibi yaylandıklarını gördüm.
Yerime oturmuş haberleri okurken santral Amerikadan bir telefon bağladı,şirketteki personel sayısı yok denecek kadar azdı, kızlar direk bana bağlamış.
Karşıdaki adam kim olduğumu, durumu sordu, HQ dan aradığını ve özel uçakla 30 pc gönderdiklerini bunları hemen hazırlayıp hazırlayamayacağımı bilmek istedi. O gün içinde tüm makinaları hazırladım ve kriz merkezlerine sevkini sağladım.
Finans müdürümüz Sülüyle beni yanına çağırdı ve küçük kasadan 5000 lira vererek Eminönüne gitmemi, gerekli gördüğüm herşeyi almamı söyledi . Bir kamyon ve şirketin arabasıyla yola koyulduk. 2 saat içinde tüm parayı harcadım, fenerler, battaniyeler, halatlar aklıma ne gelirse aldım.
Bu arada şirket personeli de boş durmamış, 3 büyük tır ayarlanmış ve tıka basa malzeme yüklenmişti, aynı gün yola çıktılar.
Ne Sülünün ne benim içim rahat etmiyordu, gidip yardım etmek istiyorduk ama finans müdürümüz izin vermedi.
Biz de izin almadan Valiliğe başvurduk. Gölcüğe gitmek üzere 30 kişilik yabancı dil bilen bir kafile toplamışlar ve bir vatandaş ta otobüsü ile gönüllü olmuştu.
Malesef kimse sorumluluk kabul etmeyince, otobüsü ve içindekileri bana zimmetlediler ve yola çıktık.
Otobüste bir sürü insan vardı, İngilterede aupair lik yapan bir hemşire ile arkadaş olduk, bir de sarışın mavi gözlü Almanca öğretmeni Müjganla tanıştık.
Hatırlamak istemiyorum, durum çok kötüydü. Gölcüğe vardık ama Gölcük yoktu, nereye gidebilirdik ki. Şöförümüz mükemmel manevralarla yıkıklar içindeki daracık sokaklarda ilerleyerek Deniz Kuvvetleri Komutanlığına ulaştrdı.
Malesef büyük kafetarya çökmüştü, askeri liseden bir arkadaşım da orada vefat etmişti, toprağı bol olsun. Emirler yağdıran bir Amiral gördüm, eski alışkanlıkla esas duruş selamımı verdim, bir çırpıda geçmişimden bahsettim. Komutanım bize bir eskort verdi ve stadyuma yolladı. Tüm malzemeleri indirdik ve kriz merkezine doğru yürümeye başladık.
Kriz merkezi gönüllüler tarafından oluşturulmuş ve tam bir keşmekeş yaşanıyordu.
Aziz Türk milleti elinde neyi var neyi yoksa getirmiş, kriz merkezinin önünde yığmıştı. Gece 2 kamyon karpuz indirdik ve istifledik. Bozulan ekmekler, domatesler, biberler, peynirler kötü kokuyor ve sıcakta mikrop saçıyordu.
Diğer ülkelerden gelen kurtarma ekiplerinin çevirmene ihtiyacı yoktu ben de herkesin kendi başının çaresine bakmasını önerdim.
O gece sabaha kadar yıkıkar arasında çıt çıkarmadan bir ses duymayı bekledik , kimseyi bulamadık.Ertesi gün bir kamyona otostop yaparak 4 kişi Gölcüğün dışına çıktık. 2 km anca gitmemize rağmen malesef yardıma gelen bir ekip yoktu. Oranın yerlileriyle bir evin enkazına daldık, ama çok geç kalmıştık, malesef canlı çıkaramadık. Umut kalmayınca tekrar bir yardım kamyonuna atladık, dağ köylerine çıkıp erzak dağıttık.
Kriz merkezine döndüğümüzde askerler gelmişti. İş makinaları bozulmuş ekmekleri, karpuzları domatesleri topluyor, bir subay herkese evine gitmesini emrediyordu. Asker iyi ki gelmişti, düzen sağlanmış, hastalıklara yol açabilecek tüm pislik göz açıp kapayıncaya temizlenmiş, düzen sağlanmıştı.
Boynumuz bükük bir yardım otobüsüne atladık ve İstanbula döndük.
Gölcükte tanıştığımız hemşire çok yakın arkadaşımız oldu, hatta Sülü onun ev arkadaşıyla evlendi.
Müjgan bir süre sonra tekrar karşıma çıktı, sevgili olduk, kader.
Aylar sonra birgün müdürüm yanına çağırdı, garip bir ifadeyle " Uykusuz sen ne yaptın ?" dedi
Ürkmüştüm, ne yapmış olabilirdim ki?
HQ , emeğe saygı göstermiş ve genel müdür tarafından verilmek üzere bir teşekkür göndermişti, hala gururla ve üzüntüyle saklarım.